|
Bütün mesele Allah adına hüküm mührünü kullanmak meselesinde düğümleniyor esasen...
Halbuki esasta bu yetki bizden uzak bir yetki.
Mesela elfaz ı küfre ait cümleleri fıkıh kitaplarında okuyan -özellikle ehli sünnet akidesine bağlı kardeşlerimiz de- müslümandan sözü veya fiili küfre ait birine de kafir diyebiliyor.
Bunlar hatalı tavırlardır.
Hükmi küfr çok meşakkatli bir iştir. Velayet, vesayet, miras, nikah ve sair hukuklarla ilgili birçok temel veriyi değiştirir niteliktedir bu hüküm.
Mercisi kadıdır...
Yani bizler falan hakkında ağzından duysak dahi küfre ait sözü kafir diyemeyiz. Bunu kadı der.
Kanun maddelerini ezbere bilmek, maddeler ile hükmetme hakkını vermez.
Deriz 'kafir'? Nasıl deriz? 'Gerçeği örttü, hakikati gizledi' anlamında 'kafir' deriz; ama benden 'kafir' sözünü duyan eğer kastımı değil de 'dinden çıkmayı gerektiren küfrü' anlarsa sorumluluk altına girerim.
Kimi samimiyetinden - bilgi eksikliği veya yanlış yorumlama neticesi-, kimi enaniyetinden - maceracılık, fevrilik, hakkı katında bilme melekesi v.s-, kimi tanrıcılık hevesinden, kimi hainliğinden v.s v.s her zümre içinde -sünni, şii vs- müslümanları müslüman görmeyenler olabiliyor.
Mesela birisi çıkıyor diyor ki:
Tasavvuf ayrı bir dindir!
Bu sözü söyleyen din i mübinin temelinin şu üç şey olduğunu ya bilmiyor, ya yanlış yorumluyor ya da hainlik ediyor.
Din i mübin şu üç şeydir:
İman
İslam
İhsan
İhsan, tasavvufun kaynağıdır. (Rabbi göremese de kişi, görür gibi olabil me hali)
Başka biri çıkıyor tasavvufu reddeden Allah dostlarına harb ilan etmiştir diyor.
Halbuki bu da bilmiyor ki tasavvufun ihsan ile ilgili bölümü hariç her bir fonksiyonunu kişiye reddetme özgürlüğü verilmiştir. Rabıtayı kabul etmeyebilir, özel zikir tariflerini reddedebilir. Yeter ki reddiyesi bir delile dayansın. Onun reddetmesi ile dinden çıkması söz konusu olmaz.
Lakin reddederken, meşgul olanları küfür ve şirk içinde görüyorsa, işte o da sorunlu biri demektir.
Her iki aşırılık da hükmü Allah Teala'ya bırakmayıp, münkirine yaşama hakkı dahi vermeyebiliyor.
İşte burada her biri büyük bir hata yapmış oluyor.
Bu dünya bir imtihan alanıdır.
Müslümanların ittifakını bozabilecek sebeblere tevessül etmenin dinde yeri yoktur.
İman kardeşliği, ferdleri biraraya getirir. Toplu olarak insanların ibadet etmeleri, insanı sevindirir.
İman kardeşliğinden başka, mesela kavmiyetçilik, gayrı samimi alışverişlerde, ittifakı bozar, cemaati dağıtır ve birbirine düşürür; hatta akrabadan uzaklaştırır.
Düşmanı dost eden, İslami kardeşliktir. Üç müslüman dahi kardeşlik şartıyla biraraya geldi mi, cemaat olur.
Kardeşliğin manası; iman üzere ittifak, can ve mal ile yardımlaşmak ve ölünceye kadar beraberce Allah'ın dinini hakim kılmaya çalışmakla andlaşmaktır. Buna biat de denilir. Ancak biatin sözlü olması şartı yoktur.
Bu halkayı çürütecek veyahud bu gayeden uzaklaştıracak hususlara fitne denilir. Tek başına kalan, fitneye duçar olur. İmtihan... Belalara tutkunluk... Fitne...
Bu belalar elbette tek başına kalan kişinin başına g elir. Amma belaların aslı, cemaati terk etmekten olur.
Biz birbirimize sırtımızı dönersek, arkamızdan gelen saldırılara nasıl karşılık vereceğiz!
Müslüman her ne yol ve iz'anda olursa olsun; islam dinini hakim kılmak için olduğu gibi safa gelmeli ve bir tek can olmalıdır. Çekişmeler, küsüşmeler, çamurlaşmalar vakti değildir.
Her zaman zarar teklikte ve düşman tetikte... Öyleyse anlaşma noktalarını iyi tesbit edip; bu tesbit üzere birbirimizin aleyhinde değil lehinde şahitlik edebileceğimiz bir istikamette buluşmamız elzemdir.
Anlaşma noktalarımız :
1. Rabb'imiz bir
2. Kıblemiz bir
3. Peygamberimiz bir
4. Maksadımız bir; yani
İ'LAU KELİMETİLLAHİ HİYEL'ULYA
Bu noktalarda buluşanın adı müslümandır ve müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulmedemez, aleyhinde dini telkinde bulunamaz, kötülüğüne çalışamaz... Bazen anlık gafletlerle birbirimize sarf ettiğimiz cümlelerin kalıplaşan (hatasına rağmen) ziftli pisliğinde boğulmayalım, birbirimizi düze çıkarmak için, hayr için Allah için kardeş olalım Ey Allah'ın kulları!
İsmail Arslan Tarih: 09.03.2008 Hit: 151 |