|
“Benim doğrumdan başka doğru yoktur” cümlesiyle başlar fanatizm. Kendi doğrusu etrafında öbeklenen güruh kutsandıkça kutsanır, o karanlık güruha karşı çıkanlar lanetlendikçe lanetlenir.
Fanatizm, gücünü karşıt fanatiklerden alır. Bir ruh deformasyonudur fanatizm. Önce hayal eder, siluetler çizer bulutlar üstüne; sonra inanır o uzaklardan uzak objeye ve yürekten inandığı mevhum tabloyu kıble yapar kendine...
Dünyanın baş belasıdır fanatizm. Tarih boyu her dönemi kana bulayan fanatiklerdir. Urbadan urbaya bürünür, renkten renge girer; her şeyi maksadına uygun bir tarzda kullanır.
Heyecanlıdır fanatik. İnanmıştır vehimlere kutsal gerçekler gibi. İnandığı ölçüde inandırıcıdır, en azından inandırıcı olduğu kanaatindedir. Bü-yülü atmosferler üretir, etkili konuşmalar yapar, galeyana getirici hadiseler nakleder...
En tehlikeli fanatizm en kutsal değerleri kullanandır. Mesela din, insanın Yaratıcı’ sına yönelmesi için mukaddes bir vasıtadır. İnsanoğlu kainatın var edicisi ile din sayesinde (dinin kitabı, peygamberi, mesajı sayesinde) irtibata geçer ve görür ki Allah merhametlilerin en merhametlisi, müşfiklerin en müşfiki, affedicilerin en affedicisi...
Fanatik sevgi yoksulu, saygı fukarasıdır. Öfkesini kabartacak karine peşindedir o. Düşmanlığı körükleyecek olaylar derler tarihten.
Fanatizm hiçbir dine yakışmaz. Hele mübarek ve mübeccel fermanlarıyla sevgiyi, şefkati, merhameti emreden İslam’a hiç mi hiç yakışmaz! Yüce Kitabımızın “sübulenâ” işaretiyle “Allah’a ulaştıran yollar”ı göstermesi o kadar zengin bir ufuk açar ki! Tasavvuf erbabının “Allah’a ulaştıran yollar mahlukatın nefesleri adedincedir” demesi de manidardır. Kur’an ve Peygamber’in öğrettiği yol, sevgi bahçesine çıksa da fanatik, kendi nefsinin arzu ettiği karineler bulur ve zaruretler sonucunda mecbur kalınan birtakım olayları dinin gayesi sayar. “Üzerine güneşin doğup battığı her şeyden hayırlıdır” denilen ihtidayı değil; nefret ve kan ile ödenen bir diyetin peşine düşer. Öyle bir noktaya gelir ki artık “küffar”a duyulan nefret yetmez müminlere atfettikleri mevhum cürümlerle onları kılıçtan geçirmenin hüccetlerini arar...
Fanatizmin ideolojik urbalar giyerek oynadığı gulyabani rolünü unutmamak gerekir. Bu tür kişiler aynaya bakmaz, kendilerini yenilemez, kusurlardan arınmaz...
Ez kazara bir köşe mi kapmış fanatik, hayatının sonuna kadar insanları karalar durur. Öfkesinin gücü “-cı, -cü” ekibiyle elde edilen sıfatlara bağlıdır. Burnundan kıl aldırmaz fanatik. Herkese küfreder, hiç kimseden cevap gelsin istemez. Kendisine cevap verildiğinde telaşa kapılır ve üçüncü şahıslara sataşarak meydandan kaçmayı tercih eder.
Spor fanatizmine hiç girmiyorum. Çünkü psikiyatrik bir vakadır o. Fanatizmin ülkeyi hangi uç noktalara taşıyacağını her gün ispat eden o kadar fanatik varken söylenecek söz, israf-ı kelam sayılır.
Fanatizm karşısında yapılacak ilk iş bu azgın ve sapkınlar topluluğunu cevapsız bırakmaktır. Muhatap alındığını hisseden fanatik yeni bir heyecana kapılır çünkü. Fanatizmin baş edemediği en önemli hamle bilgi ve ahlaktır. Bilgi derinleştikçe, ahlak billurlaştıkça fanatizm lime lime olduğunu hisseder. Fanatizmi çatlatmanın zevki de burada zaten. İşimizi yapmak, muhatap almamak, sevgi hamuruyla yoğrulmak; merhum Üstad’ın tabiriyle “Akrepleri, yılanları bile okşaya okşaya yola getirmek” gerekiyor. Aksi takdirde fanatizmin çok yakın gelecekte insanoğluna yapacağı kötülük, mazidekinden daha kötü sonuçlar doğurabilir...
“Durduk yerde nereden çıktı bu fanatizm konusu” demeyiniz lütfen. Çünkü yakın gelecek, fanatik kışkırtmalara karşı sağduyunun her alanda vereceği mücadeleye şahitlik edecek. Aklıselimin, itidâlin, sevginin her türlü fanatizmi bertaraf etmesi temennisiyle...
Tarih: 03.03.2008 Hit: 173 |