|
Herkesin yaşamı bir değil... İnsan, aklettiği ve varlığını bulduğu yaşamı, yaşıyor...
Güneydoğuda elektriksiz mezradaki Ayşe Kadın'a, teknolojinin imkanlarını sunsanız, anlatsanız, övseniz, onun için ne mana ifade edebilir ki?
'Aç diz üstü bilgisayarı, gel sanal dünyaya katıl, paylaş' tavsiyesi onun için neyse, bazılarımız için de bazılarımızın bazılarımıza 'aklıncalı' tavsiyesi aynı mesabededir.
Herkese algısınca, anlayışınca, idrakınca söyleyebilmek...
Olayın özü bu.
İstişare, danışmak... İstişare edilen, danışılana tavsiyesini beyan ederken, danışanın halet i ruhiyesini, istidatlarını, kabiliyetlerini, hayat tarzını, alışkanlıklarını, zayıflıklarını da biliyor olmalı, en azından dikkate almalı…
Kendi doğrumu beyanım, beyanımın muhatabına zarar verecekse, ağzımı açmayayım daha iyi.
Hem doğru sadece bir yönlü müdür?
Kesinlikle doğru bir tekdir; ama doğrunun sağı solu önü ardı yukarısı aşağısı ve en önemlisi içi dışı vardır...
’Ben solak biriyim, sağ sağ yaklaşamayabilirim doğruya, eğer bana sağdan devam et derseniz’ gibi...
kişi, kabullenmeyeceği tavsiyeyi, saygı, hürmet v.s gibi gerekçelerle kabul eder görünür ve bunu içine baskılarsa, tavsiye edilen hususun tatbikat sonuçları, onun için müsbetlik arz etmediğinde, tavsiye makamını rencide etmeye başlar iç değerlendirmelerinde...
ne gerek var buna?
Zamane insanlarının her biri aslında, şiddetli yoğun bakıma ihtiyaç duyan tekno duygusal varlıklar. Hastalar yani...Eeskiler gibi değil karmaşalıkları... Karışınca içinden çıkılmaz, çözülmesi çok zor karmaşalara kendilerini salabiliyorlar....
Bunun sebebi, çok yoğun yaşanması... Çoğalmamız her şeyde alabildiğince...
Aklıyla akıllara yol göstermek konumunda kendini bulan herkesin, bu önemli özelliğe dikkat kesilmesi gerekiyor.
Aslında günümüz insanı mezradaki Ayşe Kadın'ın tekdüze yaşam levazımları ile hayatını idame etme meziyetine sahip; ama elinde alet edevat çok fazla ve çeşitli olunca gözü dönüyor, afallıyor, çırpınıyor, karışıyor, karıştırıyor, karıştırılıyor...
Yaklaştırmak lazım his ve maddeyi birbirine... Yaşamı barışık kılmak gerekiyor.
Bu hal, akıl ötesi bazı vasıflara ihtiyaç duydurtan bir betimleme...
Yine devir, aklı çokların yahud akıllıların az konuştuğu devir...
Çok konuşanın çok yanılacağı zamanları yaşıyoruz. çünkü asla bendeki veri, sendeki veriyi tutmuyor. Yollar çağalmış, istekler, tüketimler çoğun üstü çoğalmış halde.
İşte bu sebeple insanların aklına yatmayan şeyleri sorgulamasında veya sorgu ötesi kabullenmemesinde gerekçeleri var.
Aklına yatmayana teslimiyeti, tavsiye edeni de kendini de zaman içinde sıkıntıya sokabiliyor.
'Kendi düşen ağlamaz!' darbı meseli 'bilmediğin işe burnunu sokma' ile birleşince, bize düşen şu oluyor:
Donanımınca, donatabilecekler ile yüz göz ol ki, 'düşenin dostu olmaz' ile karşılaştığında 'dert ne keder bana, bilmem daha nimet' deyicilerden olabilesin...
İsmail Arslan
Tarih: 02.03.2008 Hit: 161 |