|
Bir memleketin huzuru Tevhide, diğer ifadeyle Allah'ın Varlığına, Birliğine o memlekette yaşayanların inanmalarına bağlıdır. O memlekette yaşayan halkın tevhide inanmaları nisbetinde Allah Teala da kalblerine iç huzuru verir.
Gençlerimizin ilk olarak bu temeli bilip inanmaları lazımdır ki huzur gelsin. Bu gün dünyadaki huzursuzluğun sebebi dinsizliktir.
Yine bir memlekette memleketin halkı birbirlerine samimi olmaları nisbetinde Allah Teala mallarına bereket verir. Bereketin gelebilmesi, halkın birbirine samimi olmalarına bağlıdır. Bu samimiyetin kurulması için, İslam dini, dayanışmayı ve yardımlaşmayı emretmiştir.
Toplum hayatının manevi binalarının esası; teâvünü ( yardımlaşma ), tesânüdü ( dayanışma ), teârüfü ( tanışma ) emretmiştir. Üst tabaka; mesela muhtar, belediye reisi, alimler, din bilginleri, tabipler, idareleri altındaki halka şefkat kucaklarını açtıkları nisbette halk onlara samimi olur. Samimiyet halkın çoğunda bulunursa mallarda bereket meydana gelir. Bereket halkı birbirine samimi kılar ve huzurun devamına vesile olur. Bunun için zeka, mal ile cihad, sadakalar, vakıflar icad edilmiştir. Samimiyetin olmadığı yerde bereket yoktur.
Yine bir memleketin kalkınması o memlekette yaşayan gençlerin usluluğuna bağlanmaktadır. Bir memleketin gençleri dil veya el ile birbirlerine saldırmadığı müddetçe o toplum başka toplumlara hakim olur. Devlet mekanizmasının ele geçirilmesi, gençlerimizin uslu olmaları ve birbirlerine samimi davranmalarını gerektirmektedir. Bu itibarla rahatlıkla müslüman gençleri ilmi tahsil ederler, meslek sahibi olurlar. Meslekçilerin ilme dayalı olarak birleşmeleri hakimiyeti temin eder.
Düşman, bir memleketi istila etmek istediğinde ilk kez o memlekette yaşayan gençleri horozlar gibi çarpıştırır. Tam manasıyla fikren ilmî olarak, silahla fiilî olarak gençler birbirlerine saldırdılar mı o zamanda düşman rahatlıkla iki taraftan birisinin arkasında memlekete gelir ve kendi kanını döktürmeksizin memleketi istila eder.
Bir memleketin dünyevî ve uhrevî saadetleri yine o memlekette yaşayan gençlerin takva, olgun olmalarına bağldırı. Gençlerin takva sahibi, olgun olmaları nisbetinde mutluluk topluma hükümran olur.
Takva, olgunluk, Allah Azze ve Celle'nin yasak ettiği şeyleri terk etmek ve emrettiği şeyleri yerine getirmekten ibarettir. Dolayısıyla bugün Türkiye'deki gençlerimizin altı vazifeyi yerine getirmeleri gerekir:
1- Ehli Sünnet velCemaate göre Tevhîde ehemmiyet vermektir.
2- Halkımızın birbirlerini tanıyıp, şefkat ve samimiyeti aralarına kurmaktır.
3- Hatalardan göz kapatıp, gençlerimizin gazabî kuvvetlerini dizginlemek ve öfkelerini yenmektir.
4- Dört mezhepten birine göre ameli tashih etmektir. Yani her bir müslüman gencin neyin haram olduğunu, neyin farz veyahut vacip olduğunu öğrenip yapması gerekir. Bu itibarla talim ( öğrenmek ), teallüm ( öğretmek ) şartıyla İslamı yaşamak şarttır. Aksi takdirde huzur ve samimiyet tahsil edilmez.
5- Tatbîkî İslamı yaşamakla, yaşamayanları İslama imrendirmek vazifesidir. Bir memleketin gençlerinin çoğu İslamî tatbikatı fiilen gösterirlerse, gayrı müslimler cemaatlerine imrenerek teslim olurlar; tatbîkî İslamın zayıf olduğu nisbette iğrenmiş olurlar ve İslamdan kaçarlar. Halihazırda gayrı müslimin çoğunun İslama saldırmasına sebeb inanıp, yaşamayan müslümanlardır.
6- Tebliğ vazifesini sözle olsun, fiille olsun ihmal etmemek vazifesidir. Buna emr-i bilma'rûf neyhi an-il münker denilmektedir.
Bu altı vazifeyi yerine getiren bir toplum, bütün dünyaya hakimdir.
İslam dinini bilmek, bildirmek, yaşamak ve yaşatmak; yeryüzündeki Müslümanları hakim kılmak usulü havâdisle değil, ehâdisledir. Şahsı övmekle değil, şahsiyeti bildirmekledir. Riyâset ve siyâsetle değil, hizmet ve samimiyetledir.
Allah'a teslim olmak, O'nu sevmek, emirlerini dinleyip kabul etmekledir. Çünkü din, vaz'î ve beşerî bir sistem değildir. Din: İlâhî, ciddî bir nizamdır; zandır, kanundur, inançtır, adâlettir, şuurlu hareket etmektir, saygıdır, sevgidir, bağlılıktır. Din, Allah ile kul arasında bir bağlılıktır. Çünkü havâdis, Hakk'a ulaşmaya vesile olursa güzel; olmazsa kötülük, nemîmet (başı boş haber dolaştırmak)tır. Din, insan doğmadan insanla ilgilendiği gibi, öldükten sonra da ilgilenir. Şimdi dinin beşerle ilgilenmediği bir nefes bulur musunuz?
Din ittifakı, tanışmayı, dayanışmayı, yardımlaşmayı emreder. Beşer de emirlerini yerine getirir, yasaklarından sakınırsa, yeryüzünde galib ve hükümrân olur.Vaz'î bütün beşer nizamları, sistemleri nefse uymak ve hevestir. Netice itibarıyla da tefrika, nefret, anarşi, hezîmet, zulüm ve insan ruhunu tiksindirici abes işlerdir.
Beş tavuğun, rahatlıkla bir arada yem yediklerini gördünüz mü?! Elbette beş yüz Müslüman insanın bir arada sevgi, samimiyet, huzur ve rahatlıkla, bir sofradan yiyip, içtiklerini ve her birinin yanındakinin ağzına, tatlı lokmalarını en üstün ikram, en üstün samimiyet, en üstün saygıyla ve şefkatle verdiğini görürsünüz. İşte vahdet ve ittifak... Bunun için İlâhî nizam.. Bunun için din ve İslam... İnsan fıtraten bunu ister, bunu arar; bulamadığı için huzursuz olur, tahriri bırakır, sövmeye başlar. Meseleyi bırakır, şahıslarla uğraşır.
Bunun için gazete ve mecmuaların, vaizlerin, hülasa tebliğcilerin vazifeleri; özellikle bu zamanda havâdis değil, ehâdisi bildirmektir. Şu halde " İbn-i Teymiye şöyle şöyledir, şu şunu yaptı, bu bunu yaptı " gibi dedikoduları bırakmak gerekir. Dört mezheb imamlarının, doğrusu müctehidlerin anlayışı ile Kur'an ve hadisin anlaşılması, öğrenilmesi, öğretilmesi şarttır. Aksi takdirde hak ve hakîkat ortadan kaybolur. şahıslardan nefret, insanların gözlerini hakikati görmekten kamaştırır. Nitekim Hazreti Ali radıyallahu anhu buyurur ki : " Hak ve hakikati kişilerde bilmeyin. Hak ve hakikati bilin, ona tabi' olan kişileri bileceksiniz. "
Halidiye Portal�ın iilâi kelimetillâhi hiyel ulyaâ davasına bu minvalde hizmet edeceğine kalbi inancımızla yeni yayın dönemini tebrik ile, hepimizi Allah Teala�nın Rıza�sına muafık niyet ve amellerde buluşturmasını niyaz ediyoruz.
Semihuz Zebih
Yazar: İsmail Arslan
Mail: antioxidan@hotmail.com
Tarih: 28.02.2008 Hit: 159 |